Nilay Yılmaz Kimdir?

1971 yılında doğdu. 1992-2011 yılları arasında Anadolu Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Türk Dili öğretimi programlarında öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1998’de Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden İngiliz Dili ve Eğitimi alanında yüksek lisans derecesini, 2012’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkçe Öğretimi programından Türkçe öğretimi ve çocuk edebiyatı alanında doktora derecesi aldıktan sonra akademisyenliği bıraktı. Doktora tezi ,2014 Oğuz Tansel Halk Bilimleri Araştırma Ödülüne (“Türk Çocuk Edebiyatı Kitaplarındaki Çocuk Gerçekliğine Eleştirel Bir Bakış” isimli araştırması ile) layık görüldü. Akademik çalışmalarına bireysel olarak devam ediyor.

Bugüne kadar öykü, roman ve tiyatro oyunları yazdı. İki yazar arkadaşı Aytül Akal ve Mavisel Yener’le birlikte çocuklar için yazdıkları tiyatro oyunları Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından sergilendi. Bu oyunlar içinde en çok işitme engelli çocuklar için yazdıkları Mor Gece Mavi Gün isimli sözsüz oyunu seviyor, bu oyunun daha çok çocukla buluşacağı günleri düşlüyor.

Cumhuriyet gazetesi haftalık kitap ekinin çocuk ve gençlik kitapları sayfasını hazırladı, bu sayfada 16 yıl kitap tanıtımları ve eleştirileri yazdı. 2000 yılından beri yaratıcı drama ile ilgileniyor, yetişkin ve çocuklara drama atölyelerinde drama eğitmenliği yapıyor. Kitap fuarlarında ve okullarda çocuklarla, gençlerle, eğitimcilerle ve velilerle buluşuyor; okuma kültürü konusunda söyleşiler ve etkinlikler yapıyor. 2000 yılından beri pek çok sivil toplum örgütüyle çalışıyor. Kanserli çocuklar ve cezaevindeki çocuklara yönelik proje yapan STK’larla işbirliği içinde çeşitli projelere destek veriyor; çocuklarla yaratıcı okuma-yazma etkinlikleri yapmak için buluşuyor. Hayata Renk Ver Derneği ile birlikte hastanelere koridor kitaplıkları kuruyor, hastanelerin çocuk servislerinde gönüllü okuma etkinlikleri düzenliyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi, Sabancı Müzesi, Türkiye İş Bankası Müzesi ve Borusan Müzesi’nde çocuklarla yaratıcı çalışmalar; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Hakları Birimi’nde çocuk hakları atölyesi ve Kadın Dayanışma Birimi’nde kadınlar için yaratıcı düşünme ve yazma atölyeleri yapıyor. Yetişkinlerle Aksanat ve Borusan’da “Yaratıcı Yazma”, “Yazıyorum Özgürleşiyorum”, “Fotoğrafların Öyküsü” vb. yaratıcı yazma atölyeleri veriyor… Eğitim kurumlarına okuma projeleri hazırlıyor, yaratıcı okuma/yazma ve yaratıcı düşünme konularında eğitim danışmanlığı yapıyor. ERG İyi Örnekler Konferansı vb. konferans ve kongrelerin bilim kurullarında okuma ve dil becerileri, yabancı dil öğretimi ve oyun alanlarında jüri olarak görev alıyor. Eğitimpedia online eğitim platformunda eğitimle ilgili yazılar yazıyor.

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı için hazırladığı Okuyorum Oynuyorum isimli yaratıcı okuma programı, 2010 yılı ALMA Astrid Lindgren ödüllerine Türkiye adayı olarak gösterildi. 2006 yılından beri 36 ilde, TEGV’in 12 eğitim parkında ve 78 öğrenim biriminde uygulanmakta olan yaratıcı okuma programı bugüne kadar 150 bin çocuğa ulaştı. Bu program kapsamında 3200 yetişkin, yaratıcı okuma eğitmeni/gönüllüsü olarak yetiştirildi.

MEB hizmet içi eğitim programlarında ve STK’larda okuma kültürü ve eleştirel düşünme konuları üzerine yapılan projelerin yetişkin eğitimlerinde uzman eğiticilik yapan Yılmaz, yaratıcı okuma ve yazma konusunda eğitim almak isteyen kurumlarla ve eğitimcilerle çalışıyor; yaratıcı düşünme becerileriyle ilgili uygulamalı eğitimler ve atölye çalışmaları düzenliyor; eğitim danışmanlığı yapıyor.

Nefes koçu olan Yılmaz doğru ve doğal nefes alma teknikleri ve bilinçli farkındalık (mindfulness) konularında bireysel ve kurumsal danışmanlık hizmeti veriyor; yetişkinlerle ve çocuklarla gerçekleştirdiği yaratıcı düşünme, yaratıcı okuma ve yazma çalışmaları içinde nefes farkındalığına dair özel uygulamalar yapıyor. Nefes farkındalığını yaratıcı düşünme, sağlıklı düşünme ve sağlıklı yaşam konularıyla ilişkilendiriyor. Sabancı Müzesi yaz atölyeleri kapsamında çocuklarla “Nefes Alıyorum ve Yazıyorum” temalı çalışmalar yapıyor.

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı için “İyi Yaşam” programı kapsamında çocuklar için nefes oyunları hazırladı, doğru nefes alma tekniklerini oyunlarla ve dramalarla yapılandırdı. Program 36 ilde TEGV çatısı altında uygulanıyor.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’nde 2014 yılından beri kadınlarla yaptığı yaratıcı yazma atölyelerinde yazma sürecini kişisel gelişim ve duygusal şifalanma ile birleştiriyor. Yemek ve yazıyı ilişkilendirdiği “Yazı Mutfağı” atölyelerinde sağlıklı yaşam kurgusunu edebiyat kurgusuyla birleştiriyor. Yaşamı her gün yeniden kurgulamak teması üzerine bilinçli farkındalık (mindfulness) çalışmaları yapıyor.

Yılmaz, dışavurumcu sanat yaklaşımlarının yanı sıra biblioterapi, dramaterapi, psikodrama ve yazıyla şifalanma çalışmalarına katılıyor; sözcüklerin ve yazının tılsımına inanarak yapılandırdığı bütün çalışmalarında yaratıcı düşünmenin sınırsızlığını deneyimliyor.

 

ÖDÜLLER

 

2014    Oğuz Tansel Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Eleştirisi araştırma ödülü (“Türk Çocuk Edebiyatı Kitaplarındaki Çocuk Gerçekliğine Eleştirel Bir Bakış” adlı çalışması ile

 

2010    Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından, İsveç, ALMA Astrid Lindgren Ödülü Türkiye Adayı, TEGV’in “Okuyorum Oynuyorum, yaratıcı okuma projesi” ile (içerik sorumlusu ve danışmanı Nilay Yılmaz)

 

2004    Çocuk Hakları Hizmet Ödülü – Cumhuriyet Kitap eki “Sihirli Değnek” çocuk kitapları tanıtım ve eleştiri sayfası ile

 

2003    Ömer Seyfettin Öykü Yarışması- İkincilik Ödülü

 

2001    Cumhuriyet Kadınları Derneği Öykü Yarışması- Özendirme Ödülü

 

2001    Bu Yayınevi Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması- Üçüncülük Ödülü

 

2001    Yaba Yayınevi Sokak Öyküleri- Özendirme Ödülü

 

 

OĞUZ TANSEL ÖDÜLÜ

1940 kuşağının lirik ve özgün sesi, Salâh Birsel’in tanımıyla: “Doğa vurgunu, dağlarda duman duman ormanlardan, karlı uçurumlarda mavi sabahlardan geçip giden” OĞUZ TANSEL’i anılarda yaşatmak, kişiliğini, düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek amacıyla 2009’dan beri ödül veriyor. Ödül, 2009 yılında şiir, 2010’da halkbilim, 2011’de çocuk yazını, 2012’de halkbilim, 2013’te şiir, 2014’te çocuk yazını, 2015 halkbilim ve 2016 yılında şiir dallarındaki çalışmalara verildi.

Oğuz Tansel Yazın Yarışması ödülünün 2014’te “Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Eleştirisi” alanında yapılan bilimsel çalışmalara verilmesi kararlaştırılmış ve yarışmaya katılmaya hak kazanan eserler arasından Nilay Yılmaz’a ait  “Türk Çocuk Edebiyatı Kitaplarındaki Çocuk Gerçekliğine Eleştirel Bir Bakış” adlı çalışma şu gerekçelerle bu ödüle layık bulunmuştur.

Ödülün gerekçesi:

  1. 1. Çocuk ve Gençlik Edebiyatı alanında üretilen kitaplar da diğer kültürel malzemeler gibi çocukluğu ideolojik ve estetik olarak inşa etmenin; dünyayı anlama ve onu şekillendirmenin bir aracıdır. Araştırmacı bunun önemini kavramış, çalışmasında buna yoğun olarak dikkat çekmiş ve bu alanda üretilecek kitapların çok dikkatli yazılması gerektiğine geleneksel yapının dışında (Pedagojik,didaktik, politik, kültürel, toplumbilimsel, ruhbilimsel, biçembilimsel vb.) farklı bir bakış açısıyla vurgu yapmıştır. Bu bağlamda araştırmacı, Çocuk ve Gençlik Edebiyatı kitaplarında sunulan modellerin, çocukluğun öznesi olan çocuğun ve toplumun psikolojik, kültürel, toplumsal ve ideolojik yapısını yeniden üretmedeki yeri açısından, gerçekliğin inşasında önemli kültürel temsillerden biri olan toplumsal süreçlerdeki hareketliliğe daha gerçekçi ve dönüştürücü bulduğu daha bütünlükçü bir bakış içeren diyalektik yaklaşımla yeni bir bakış açısı sunmuştur. Kitapları toplumsal cinsiyet açısından da değerlendirmiştir.

 

  1. 2. Talim ve Terbiye Kurulu’nun 1980-2010 yılları arasında 7-11 yaş grubuna öykü ve roman dalında okutulmasını uygun gördüğü 171 yapıttaki çocuk modellerini, bu dönemde çocukluğa bakış ve çocuk gerçekliği kavramlarını içerik analizi yöntemiyle irdeleyen bu araştırmada; alan kitaplarında üretilmiş gerçekliğin ürünü olan egemen değerlerin ve kavramların çocuk kitapları aralığıyla çocuğu nesneleştirdiğini uygulamalı örneklerle kanıtlamış ve bunun aksine çocuğun özneleştirilmesi gereğine vurgu yapmıştır. Bu anlamda çok kapsamlı ve daha önce yapılmayan bir çalışma özelliği göstermektedir.

 

  1. 3. Bu diyalektik bakış açısıyla, kitaplarda ele alınan temalardan ve karakterlerden hareketle belirlenen çocuk modelleri ve onların nasıl işlendiği yazarlara ve bu alanda çalışma yapacak farklı araştırmacılara yeni çalışma alanlarının da kapısını aralamaktadır.

 

  1. 4. Bu çalışma ayrıca; çocuk ve çocukluk tarihi, çocuk sosyolojisi, çocuk mitolojisi, çocuk antropolojisi ve çocuk felsefesi gibi yeni araştırma alanlarının gerekliliğini ortaya koyan ve bu alanda disiplinler arası bir çalışmayla ancak bütünlüklü eserler oluşturulabileceğine de vurgu yapan bir araştırma niteliği göstermektedir.

 

  1. 5. Bu araştırma, aynı zamanda Çocuk ve Gençlik Edebiyatı alanında çocuk ve çocukluk kavramına gerçek anlamda yeni eleştirel bir bakış ortaya koyabilen, hipotez geliştirip onu bir senteze ulaştıran yöntemli akademik bir çalışmadır.”

 

Seçici kurul üyeleri:

Prof. Dr. Cevat Geray, Prof. Dr. Sedat Sever, Doç. Dr. Medine Sivri, İlhan Gülek ve Metin Turan.

 

Ödül töreni 18 Nisan cuma günü, saat:18.30’da, Ankara, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir.

 

 

Nilay Yılmaz’ın Teşekkür Konuşması Metni

 

Pek çok alanda olduğu gibi sanatta da özgürlüklerimizi birer birer yitirdiğimiz bugünlerde akademik düşünmenin sanatla birlikteliği her zamankinden daha çok önem kazanıyor. Özgürlükler mücadelesinde sanat ve bilim birbirine yoldaş olmazsa bir şeyler eksik kalıyor. Akademik yolculuğuma başladığımda, her adımda doktora tezimin bir parçasını yitirip sonunda çalışmamın ancak yarısıyla bu yolculuğu tamamlamış olsam da doktora tezimin Oğuz Tansel Ödülü ile taçlandırılması benim için çok anlamlı. Çünkü bu yolculuğa çıkan diğer masallar gibi benim masalım da Oğuz Tansel’in yaşamındaki özgürlükler mücadelesinden izler taşıyor. İşte masalımın masalı…

“Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, bazıları hamam içinde tez yazıp terler iken… Ben diyeyim şu fakülteden, siz deyin şu bölümden, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı, tez uçtu, tez uçmadı umut uçtu, umut uçmadı Nilay uçtu. Uçar mı uçmaz mı, yazar mı yazmaz mı demeye kalmadan, biri kaptı maşayı, biri kaptı meşeyi, dolandım durdum dört köşeyi… Gösterdiler bana kapı ardındaki köşeyi.

Vay ne köşe, bu köşe! Dil dolanmaz, ağız varmaz başa gelen bunca işe. Bu köşe senin köşen, bu köşe benim köşem derken, iki tekerlekleyip üç yuvarlarken yukarıdan sökün etmez mi Paşaların Paşaları. Ateşe başlamaz mı topları… Hemen bir delik bulup attım kendimi dışarı. Ardımdan söylenen sözlerin önü var, arkası yok, gömleğimin yeni var, yakası yok… Sabır da bir huydur, suyu var tası yok. De gel sabreyle, sabreyle… İyi ama, susuzla sabırsız ne yapar? Ya bir kuyu kazar, ya dolaşır çarşı pazar. Ben de ateş yürek, çıktım pazara. Mevlam uğratmasın iftiraya nazara. Yürüdüm yürüdüm vardım bir bağa, daldım bir konağa. Vay sen misin dalan, herkese gözbağı çözen masallar anlatan. Kimi tuttu kolumdan, kimi tuttu bacağımdan. Attılar beni bir dağa, toplandılar başıma. Kimi ince eğirip sık dokudu. Kimi yukarıdan atıp aşağıdan tuttu. Kimi tavşana kaç, tazıya tut dedi; kimi ağzını yum, dilini yut dedi. Kimi kah nalına, kah çivisine vurdu, kimi süt dökmüş kedi gibi oturdu. Kimi her işe karıştı, kimi birbiriyle yarıştı. Kimi akıntıya kürek çekti, kiminin kırdığı ceviz kırkı geçti. Hay dedim, huy dedim. Herkesi olduğu gibi kabul edip yoluma devam ettim.

Bağdan çıktım çayıra. Hay bana, vay bana! Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek gibi, tükenecek gibi değil. Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, umut düş biçerek, soğuk sular içerek, yedi yılla bir güz gittim. “Ahh Anka kuşu bir konsa başıma, alsa beni kanadına, götürse Kaf Dağına”… demeye kalmadı, bir de ne göreyim? Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla Zümrüdü Anka. Kaf Dağının ötesinden, süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele, ne maval, ne martaval, işitilmedik bir masal. Tadı, ancak bunu anlatıp ondan özgürleşmekle çıkar. Dil, bu masalı okur, yürekler tartar.”

Bu “benim” masalımın tekerlemesi… sizin masalınızın… bütün ölemez dikenlerinin tekerlemesi. Bu, toplumcu, paylaşımcı, insanın insanı sömürmediği toplum düzenine gönül verenlerin anlattığı masalların vazgeçilmezi. Hangi coğrafyada olursa olsun onların değişmez halleri.

 

Oğuz Tansel “Ölemez Dikeni” şiirinde:

“Açıldı gözlerimize gerçekler

ölemez dikeni gibi kırlarda

uyandık karanlık uykulardan

günlük güneşlik bir dünyada” der.

 

Masallardan yükselir işte bence bu güneş. Kötü kalpli padişahın, acımasız kraliçenin, kara vezirin, oyunbaz cadının bitmeyen engellerine rağmen; çaresizliklere, entrikalara, korkulara, ölümlere, ayrılıklara, kaçışlara ya da kayboluşlara rağmen; her şeyin aşılabileceğini gösteren o umut ışığındadır herkesin kendi hikayesi.

Ve elbet o umut, hep Kaf Dağı’ndadır. Ötelerin ötesinde, en uzakta olan, o yerdedir. Ve Kaf Dağının ardına, ancak ve ancak bir Zümrüdü Anka kuşunun kanatları üzerinde gidilebilir. Ve Zümrüdü Anka kuşu, eğer ona inanırsanız size her zaman görünür; çünkü o zaten hep sizinledir, sizdedir.

Ahh, benim Zümrüdü Anka kuşum… Onun kanat çırpışlarını ilk kez babaannemin masallarında duydum ben. Küçük olduğum, ufacık olduğum, top oynayıp masallara acıktığım dönemlere rastlar onun evvel zaman masalları. 10 yıl devam eder develerin tellalların, perilerin yaşamımdaki varlığı. 80’li yıllarda ise artık Zümrüdü Anka kuşunun kanat sesleri zar zor duyuluyor olsa da yine de hissettirir kendini bana. Her akşam elektrik kesintisi olduğunda, babamın çarşaflardan kurduğu derme çatma perdedeki gölge oyunlarından yansıtır ışığını. Ve bu defa ölemez dikenleri Karagöz-Hacivat’ın sözlerinde yeşerir; annemin renkleriyle can suyunu alır, devşirir.

Ve kardeşimle ben anlarız ki, Kaf Dağı hiç de o kadar uzak diyarlarda değildir. Çünkü Kaf Dağı, onu içinde, yüreğinde taşıyanların, her zaman yanındadır. Gücün, bilgeliğin, saflığın, adaletin ve sadakatin timsali olan Zümrüdü Anka, Kaf Dağı’na yolculuk sırasında yanarak ölse ya da yakılarak öldürülse bile kendini küllerinden yeniden yaratacaktır; onun kanat seslerini duyabilenleri karanlık uykulardan uyandıracak, onların gözbağlarını her zaman açacaktır. Çünkü devran, her zaman değişime ve dönüşüme dönendir. Umudu taçlandırandır. Kaf Dağı, önünde yükselen dağlara rağmen, ardından doğan güneşi, ona inananlara her zaman gösterendir.

Hayatı boyunca Kaf Dağı’nı içinde yükselten, Zümrüdü Anka kuşunun kanatlarından hiç inmeyen, Oğuz Tansel… Sizin adınızı taşıyan bu ödülü almak benim için onur vericidir. Siz, yaratıcılığını, sadece sanat bağlamında değil, toplumsal sorumluluk, eşitlik ve adalet için; ezilenler için; insana dayatılan düzenle mücadele için; yitirdiğimiz yasalar için; özgürleşmek ve özgürleştirmek için kullanan bir neslin temsilcisisiniz. Kaf Dağı’nı uzaklarda değil, yanı başında, kendi içinde ve duruşunda bulanlardansınız. İdeolojisini yapıtlarında yaşatanlardansınız.

Sizin adınızı taşıyan bu ödül, bana bundan sonra daha da dik durma gücünü verecek. Bundan sonraki akademik araştırmalarımda, öykülerimde, romanlarımda ve tiyatro oyunlarımda, özellikle henüz yazmadığım ama yazacağım “uyutmayan masallarımda”, siz hep aklımda olacaksınız. İyi ki varsınız…

 

Bu ödülü, uyutmayan masallar anlatanlar adına alıyorum.

Uyutmayan masalları araştırma cesaretini gösteren araştırmacılar adına alıyorum.

Her şeye rağmen dik durabilen, direnenler adına alıyorum.

Güzel ülkem ve güzel ülkemin güzel çocukları için alıyorum.

Teşekkür ederim.